• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Videolar
Site Haritası
Takvim

İSTİKLAL MARŞI

HER YÖNÜYLE İSTİKLAL MARŞIMIZ

          İstiklal Marşı

         1.Kıta

İstiklal: Bağımsızlık.

Şafak: Güneşin doğuşundan önce beliren aydınlık.

Sancak: Bayrak.

Ocak: Aile, soy, yuva.

            İstiklal şairi, bu kıtada bayrağa sesleniyor.Türk milletine cesaret, dayanma gücü aşılamak için “korkma” ifadesini kullanıyor.

            Bayrak bir milletin bağımsızlık sembolüdür. Bayrak dalgalanmazsa, bağımsızlık elden gitmiş demektir. Şair bu kıtada, en son ocak sönmeden, en son Türk ölmeden Türk bayrağının da sönmeyeceğini söylüyor.

            Gökteki yıldıza nasıl el sürülmezse, bayrak da bizim yıldızımızdır; ona kimse el süremez.

 

  1.  
  2. 2.Kıta

Çehre: Yüz.

Hilal: Yeni ay.

Celal: Kızgınlık.

Hakk: Allah.

            Şair bu kıtada bayrağın küskün halini anlatıyor. Bayraktaki hilal,nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Türk’ün özlediği ise gülen bir bayraktır. Gülen bayrak göklerde dalgalanan bayrak demektir.

            Türkler bağımsızlık uğruna çok kan dökmüştür. Bağımsızlığından vazgeçmeyen bu millet bayrağa yalvarıyor: “Uğruna canımı vereyim; ne olur kaşlarını çatma.” diyor. “Senin uğruna dökülen kanları unutma.” diyor.

            Bu millet Allah’a inancını kaybetmemiştir, bağımsızlık inancını da kaybetmeyecektir. Bayrağını gökten indirmeyecektir.

 

  1. 3.Kıta

Hür: Özgür.

Ezel: Başlangıcı belli olmayan.

Bent: Engel, bağ.

Engin: Çok geniş, uçsuz, bucaksız.

            Şair burada Türk milletini konuşturuyor. Türk milleti her zaman hür yaşamıştır, hür yaşamaya alışıktır. Türk milletini esir etmek isteyen ancak bir çılgın olabilir.(Zincir vurmak, esir etmek anlamında kullanılmıştır.) Şair bağımsızlığımıza göz diken düşmana şaşırıyor. Çünkü Türk milleti esareti asla kabul etmez. Eğer buna kalkışan olursa biz bir sel olur, bendimizi aşar, dağları yırtarak, okyanusları aşacak güce ulaşırız diyor. Hürriyetimiz sınır tanımaz. Bizim milletimiz özgürlüğümüzün önüne çıkan her engeli aşar.

 

  1. 4.Kıta

Garp: Batı.

Afak: Ufuklar.

Zırh: Herhangi bir yeri, aracı koruyan özel madde.

Serhat: Sınır boyu.

Medeniyet: Uygarlık

            Şair bu kıtada vatanımızı işgal etmeye çalışan Batı ülkelerine meydan okuyor. Batı bütün imkanlarını kullanarak; top, tüfek, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Türk askerinin imkanları Batı’ya göre zayıftır ama Türk’ün iman dolu savunma gücüyle kimse başa çıkamaz.

            Şair Batı’yı ömrünün son günlerini yaşayan yaşlı bir canavara benzetiyor. Türk milletine; medeniyet maskesi takan, sömürgeci, saldırgan Batı’dan korkmaması için sesleniyor.

 

            5.Kıta

Siper: Korunulacak, saklanılacak yer.

Haya: Utanma duygusu.

Akın: Düşman topraklarına tedirgin etme amaçlı baskın, yıldırma politikası.

Vaat etmek: Söz vermek.

            Şair bu kıtada ‘’arkadaş’’ diye Türk askerine sesleniyor. Askere, yurdunun alçaklara uğramaması için canını feda etmesini öneriyor. Güzel günler çok yakındadır diyerek Türk askerine güç veriyor, cesaret aşılıyor.

            Düşman utanmadan, haince saldırsa bile, Türk’ün gövdesi siperdir. Allah’ın Türk milletine vaat ettiği zafer yakındır. Zaferin yakınlığı Türk’ün gücüne bağlıdır. Türk milleti gücünü, imanını kaybetmez. İmanın karşılığı zafer olarak müjdelenmiştir.

 

            6.Kıta

Şehit: Kutsal bir inanç uğruna ölen kimse.

İncitmek: Birini üzmek, kırmak, gücendirmek.

            Şair bu kıtada Türk milletine vatanının kutsallığını hatırlatıyor. Toprağı vatan yapan, onu koruyan bir milletin varlığıdır. Toprağı vatan yapan şehitlerimizin varlığıdır. Bu topraklar atalarımıza mezar olmuştur. Eğer bunu unutursak şehitlerimiz rahat uyumaz.

            Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Atalarımızın kanıyla sulanan bu topraklar bizim cennetimizdir. Dünyalar vaat edilse biz bu cennetimizden vazgeçmeyiz.

 

  1. 7.Kıta

Feda: Bir amaç uğruna bir değer veya varlıktan vazgeçmek.

Şüheda: Şehitler.

Canan: Sevgili, gönül verilmiş kişi.

Hüda: Allah.

Cüda: Ayrı kalmış (çok sevdiği bir varlıktan ayrılan).

            Bu vatan cennet gibi kıymetlidir. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için bu vatan cennettir. Vatanın her karış toprağından şehit kanı fışkırır. Canımızdan çok sevdiğimiz varlıklar alınsın ama Allah vatanımızdan bizi ayırmasın. Çünkü vatanımızda özgür yaşamadıktan sonra hiçbir şeyin kıymeti olmaz.

 

  1. 8.Kıta

İlahi: Allah ile ilgili olan.

Emel: İstek.

Mabet: Tapınak.

Namahrem: Yabancı el.

Şehadet: Yemin, şahit, tanık.

Temel: Esas, ana, asıl.

Ebedi: Sonsuz.

            Şair burada Allah’a yalvarıyor. Şairin Allah’tan tek dileği ibadet yerlerine düşmanların girmemesi. Çünkü düşman camilerimize iyi niyetle girmez.

            Ezanlar bizim dinimizin temelidir. Ezan bu milletin senin yolundan ayrılmadığının kanıtıdır. Ezanlar Türk yurdunda Ebediyyen yankılanmalıdır. Ebediyyen bu millet hür olmalıdır. Bu millet bu yurtta düşman sesini değil, kendi sesini istiyor.

 

  1. 9.Kıta

Vecd: Coşku.

Secde: Namaz kılarken alnı, avuç içi, dizleri, ayak parmakları yere getirerek alınan durum.

Ceriha: Yara.

Ruh-i mücerret: Soyut ruh.

Naaş: Ceset, ölü beden.

Arş: İslam inancına göre göğün en yüksek yeri.

            Şair sekizinci kıtada Allah’tan emelini istemiş, Allah’a yalvarmıştır. Şair dokuz kıta boyunca inancını bir an olsun yitirmemiştir. Ümitsizliğe düşmemiştir, milletine güvenmiştir.

            Zafere ulaşılmıştır. Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin ruhu şad olacaktır. Şehit atalarımızın ruhu yerden fışkırır, ezan sesleriyle ayağa kalkar. Ruhları göklere, Allah’ın en yüce katına ulaşır.

            Şair emeline ulaş şehitlerin mezar taşlarının -eğer varsa- secdeye kapanacağını söylüyor. Şair burada varsa demesinin sebebi şehitlerimizin çoğunun mezarının bile olmamasıdır.

 

  1. 10.Kıta

Şanlı: Büyük, ulu, yüce.

Ebediyen: Sonsuza kadar.

Irk: Soy.

İzmihlal: Yok olma, çökme.

Hürriyet: Özgürlük.

            Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. “Nazlı” bayrak artık “şanlı” olmuştur. Çünkü zafer Türk milletinindir. Türk milletinin esaret korkusu yoktur, artık istiklal bizimdir.

            Bayrağımız gökyüzünü kızıl renge boyamıştır. Bayrağımız şehitlerin kanını hakketmiştir. Hak yolundan ayrılmayan bu millet hep özgür yaşayacaktır.

 

            İSTİKLAL MARŞI’NIN YAZILIŞ HİKAYESİ

  1. Kasım 1920 tarihli gazeteler, milli marş yazılması için bir yarışma açılacağını duyurmuştur. Bu önemli yarışmayı kazanan kişiye 500 lira ödül verilecekti.

Genel Kurmay Başkanlığı’nın isteği üzerine Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılan bu yarışma çok rağbet gördü. 724 kişi eser gönderdi. Ancak bu yedi yüz yirmi dört kişi arasında eserleriyle yürek coşturan biri bulunamadı.

            Mehmet Akif Ersoy, Milli Mücadele döneminde Atatürk’ün yanında yer alarak Anadolu’da çeşitli camilerde vaaz vermiş, halkın Milli Mücadeleye katılması gerektiğini söylemiştir.

            Birçok kişi Mehmet Akif Ersoy’dan marş yazma beklentisine girmiştir. Fakat Akif bu beklentilere cevap vermemekteydi. Çünkü onun bu yarışmaya bir itirazı vardı: İstiklal Marşı para karşılığı yazılır mıydı? Para karşılığı bu duygu ifade edilebilir miydi?

            Sonunda bu mesele dostları tarafından açıklığa kavuşturuldu. Akif Bey, yarışmaya katılacak fakat birinci olursa kendisine para verilmeyecekti.

            Nihayet beklenen şiir yazıldı. 1 Mart 1921 tarihinde Meclis’te okundu. Millet Meclisi coştu, alkışlar kesilmedi. Milletvekilleri “Bir daha!” diye bağırıyorlardı. Mehmet Akif bu yoğun ilgiden utanmış, salondan çıkmıştı.

            12 Mart 1921 tarihinde, Mehmet Akif’in yazdığı şiir, Meclis tarafından kabul edildi.

            Maaş için ayrılan beş yüz lira şaire verilmek istendi. Akif parayı reddetti. Para çıkışı meclis kasasından gerçekleştiği için, para tekrar kasaya koyulamadı. Akif paranın bir kısmına bile dokunmadan parayı, yoksul kadın ve çocuklarla meşgul olan bir kuruma bağışladı.

            Mehmet Akif İstiklal Marşı’nın Türk milletinin eseri olduğunu beyan ederek eserin güftesini Safahat (şiirlerin toplandığı kitap) içine koymamıştır.

 

            BESTELENMESİ

            İstiklal Marşı’nı Osman Zeki Üngör bestelemiştir. Ülke savaş içinde olduğu için bestelenme iki yıl ertelenmiştir.

            Şiirin bestelenmesi için açılan yarışmaya yirmi dört besteci katılmıştır. Ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle sonucu belirleyecek bir değerlendirme yapılamadı. Bu nedenle eser ülkenin farklı yerlerinde farklı okunmaya başladı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılında dönemin Cumhurbaşkanlığı Orkestra şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 yılında hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuştur.

            Marş protokol gereği sadece iki dörtlük beste eşliğinde söylenmektedir.

7 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam59
Toplam Ziyaret27634
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar44.484544.6628
Euro52.038052.2465
Hava Durumu
Saat